Biri kurt, diğeri insan olmak üzere iki başlı bir yaratık, ahşap baskı, 1495. Wellcome Collection, Kamu Malı
İnsan yiyen ve tehditkâr: 16. yüzyıl basınında yer alan kurt adam hikâyeleri, kadınlara duyulan yüzyıllar öncesine dayanan bir korkuyu gözler önüne seriyor.
Şeytanla bir anlaşma yaparak Jülich Dükalığı’nı dehşete düşüren 300 kadın kurt adamla (likantrop) ilgili “dehşet verici ve daha önce hiç duyulmamış” haberler, 1591 yılında Augsburg’da (günümüzde Almanya sınırları içinde) Georg Kress tarafından sansasyonel bir broşürde yayımlandı. Kurt formuna bürünerek erkeklere, erkek çocuklarına ve büyükbaş hayvanlara saldıran bu kadınlar, kurbanlarını katlettiler. Nihayetinde, içlerinden 85’i yakalanarak 6 Mayıs 1591’de Ostmilich’te kazığa bağlanıp yakıldı. Kadınları ve kurtları –birçoğu vahşi şiddet eylemleri gerçekleştirirken– tasvir eden bir ahşap baskı, Jülich’in “Dişi Kurtları”nın yaptıklarını anlatan dizelere eşlik ediyordu; bu eylemler arasında yamyamlık, bebek katli ve şeytani ayinler yer alıyordu. Görselin merkezinde, kazığa bağlanmış iki kadın figürü görülüyor; infaz ateşinin alevleri ise ayak bileklerine kadar yükseliyor.
Muhtemelen kısmen Engizisyon ve Reform hareketlerinin yarattığı kaygılara bir yanıt olarak, sansasyonel ve kanlı “haberlere” duyulan ilginin artması, yayıncıları şeytani karakterler hakkındaki giderek daha fantastik hikâyeleri seri bir şekilde üretmeye teşvik etti. Bu durum, 16. yüzyılın sonlarında söz konusu hikâyelerin sayısında dramatik bir artışa yol açtı. Bunun en bilinen örneklerinden biri, 1589 yılına ait, “Bedburg Kurt Adamı” olarak anılan Stubbe Peter (diğer adlarıyla Peter Stumpp ve benzeri varyasyonlar) adlı bir köylünün hikâyesidir. Peter’ın cinayetlerle dolu geçmişi –çeşitli anlatılara göre kan içmeyi, beyin yemeyi, çocukları ve hamile kadınları öldürmeyi, kendi kızıyla ensest ilişki yaşamayı ve bir “succubus” (dişi iblis) ile cinsel ilişkiye girmeyi içeriyordu– yalnızca yargılanma ve infaz sürecindeki vahşetle kıyaslanabilirdi. İddiaya göre Peter, bir işkence çarkında parçalanmış, derisi yüzülmüş, başı kesilmiş ve kızı ile metresiyle birlikte yakılmıştır.
Ne var ki popüler anlatıların dışında bu şahsın varlığına dair çok az kanıt bulunabilmiştir. Doğumuna dair hiçbir kayıt günümüze ulaşmamıştır; daha da önemlisi, yargılanma veya infazına ilişkin de hiçbir belge mevcut değildir.
Stubbe Peter’ın hikâyesi bir nebze şüpheliyse, Jülich’in dişi kurtları hakkındaki anlatı saçmalık sınırında dolaşır. Şeytani bir likantropi (kurt adama dönüşme) eylemine karışan 300 kadından oluşan sarsıcı tablo ve buna ek olarak 85 kişinin toplu infaz edildiği iddiası, erken modern dönem kurt adam yargılamalarına dair abartılı iddiaların bile ötesine geçer. Günümüze ulaşan herhangi bir duruşma kaydı yoktur; ayrıca olaya karışan tek bir kadının bile adına veya varlığına dair bir ize rastlanmamıştır. Yine de Kress’in dişi kurtlarla ilgili anlatısı doğrulanabilir olmasa da, kaleme aldığı broşür, erken modern dönemde kurt adam algısının nasıl oluştuğuna dair dikkat çekici ipuçları sunar.
Kress’in “Jülich’in Dişi Kurtları” hikâyesi, Stubbe Peter hakkındaki öykünün yayımlanmasından birkaç yıl sonra ortaya çıkmış ve kendini, şeytani likantropiyi konu alan çok daha ürkütücü ve dehşet verici bir anlatı olarak sunmuştur. Burada, insan eti yiyen köylü figürünün yerini, gözü dönmüş kadınlardan oluşan bir sürü alır; Peter 16 cinayeti itiraf etmişken, Jülichli kadınlar 94 cinayeti itiraf ederler. Özellikle esnafları ve kasapları hedef alan bu kadınlar, yalnızca insanları değil, çiftlik hayvanlarını ve atları da öldürerek şehrin hem ahlaki yapısına hem de sosyo-ekonomik istikrarına ağır bir darbe indirirler.

Nachricht von 300 Hexen und ihrem Pakt mit dem Teufel, Georg Kress, 1591. Bavyera Ulusal Müzesi. Kamu Alanı
Kress’in anlattıklarını, başka bir yayıncıyı geride bırakma çabası olarak okumak cazip gelebilir; ancak Jülich hikâyesi, Stubbe Peter anlatısının basit bir abartılı versiyonundan ibaret değildir. Tıpkı günümüzdeki sansasyonel (tık tuzağı) gazete haberleri gibi, Kress’in anlatısı da attığı çarpıcı başlığın altını dolduramaz. Başlıkta 300 kadından oluşan bir hikâye vaat edilse de, metnin içeriğinde yalnızca tek bir kadının itirafıyla karşılaşırız. 85 kadının idam edildiği iddiası hiçbir şekilde açıklanmaz; metin bize sadece, tutuklanan kadının 24 kişiyi daha suçladığını aktarır.
Dahası, hikâye her ne kadar erkek beyinlerini ve kalplerini yemek gibi korkunç suçların bir dökümüyle başlasa da, zamanla hem halk masallarından hem de mahkeme kayıtlarından beslenen özel bir anekdota evrilir. Jülich’teki kadınların işlediği suçların sıralandığı bir noktada metin kesintiye uğrar ve bir tarlada oyun oynayan çocuklardan bahsetmeye başlar. En büyük çocuk bir kemer bulup beline taktığı anda bir kurt adama dönüşür. Dehşete kapılan diğer çocuklar, komşularını yardıma çağırarak kurda saldırmalarını isterler. Ancak küçük kurt adam onlara yalvararak kendisine zarar vermemelerini söyler; annesinin her gece bir kurda dönüştüğünü ve ormanda diğer kurt adamlarla birlikte koştuğunu anlatır. Toplanan kalabalığa, annesinin de tıpkı kendisininki gibi bir deri kemeri olduğunu ve her gece dönüşümünü bu kemer sayesinde gerçekleştirdiğini açıklar. Bunun üzerine çocukcağızın annesi tutuklanır; kadın, hem kemeri hem de dönüşüm bilgisini bizzat şeytandan aldığını itiraf eder.
Böylece, katil kadınlardan oluşan bir güruhun şeytani bir topluluk kurduğuna dair iddialarına rağmen hikâye, giderek tek bir kadına odaklanır. Bu kadın sadece şeytanın bir takipçisi değil, aynı zamanda küçük oğluna korkunç bir örnek teşkil eden berbat bir annedir. Kadınların Şeytani yanılsamalara karşı savunmasızlığına dair daha genel endişelerden yola çıkan bu broşür, nihayetinde annelik ve ev yaşamı üzerine bir kaygıya evrilir.
İlginç bir biçimde Kress’in broşürü, hedef kitlesinin yalnızca kadınlardan —“dindar kadınlar ve genç kızlar”— oluştuğunu belirtir; metnin bu kitle için bir uyarı ve ibret vesilesi olması amaçlanmıştır. Dindar kadınların dahi şeytani yanılsamalara karşı uyarılması gerektiği önerisi, kadınların şeytanın hilelerine karşı savunmasız olduğuna dair teolojik bir varsayımı vurgulamanın yanı sıra, “iyi” kadın okur ile “kötü” kadın kurt adam arasında da bir ayrım yapar. Kadın kurt adamın kurgusal eserlere girmesi için 250 yıl daha geçmesi gerekecekti —Frederick Marryat’ın 1839 tarihli “The Phantom Ship” (Hayalet Gemi) adlı eserinde— ancak bu karakter ortaya çıktığında, tıpkı Kress’in broşüründe ima edilen ikili kadınlık anlayışına benzer terimlerle betimlendi.
Henry Beaugrand’ın ‘Kurtadamlar’ (The Werewolves) adlı eserinden “Buffy the Vampire Slayer” dizisine kadar, çağdaş popüler kültürde kadın kurt adam; yıkıcı, aşırı cinselleştirilmiş ve ölümcül eğilimleri olan “kötü kız” figürünün içgüdüsel ve fiziksel bir tezahürü olarak karşımıza çıkar. Georg Kress’in kaleme aldığı broşür, tarihsel gerçeklikten veya destekleyici kanıtlardan yoksun olsa da günümüzde 21. yüzyıl hayal gücüne iyice yerleşmiş bir kurtadam imgesinin büyüleyici ve erken dönem bir örneğini sunar: Kadın kurt adam sadece vahşi değil, aynı zamanda bir “erkek yiyici”dir.
Hannah Priest, “She-Wolf: A Cultural History of Female Werewolves” (Manchester University Press, 2015) adlı eserin editörüdür.
Kaynak: https://www.historytoday.com/archive/history-matters/she-wolves-julich




