Greek antiquities hidden from the Nazis in a museum room pit. Credit: National Archaeological Museum archives
Nisan 1941’de Alman birlikleri Atina’yı işgal etti. Ertesi sabah Nazi subayları, antik eserleri incelemek ve hangilerini çalıp Almanya’ya götüreceklerine karar vermek üzere Ulusal Arkeoloji Müzesine gittiler.
Ancak büyük bir şaşkınlıkla karşılaştılar; müze salonları boştu. Görkemli Yunan geçmişine ait hiçbir önemli eser ortada yoktu; çünkü arkeologlar ve müze personeli tüm bu arkeolojik hazineleri saklamışlardı.
Nazi subayları heykellerin ve diğer tüm eserlerin nereye saklandığını ısrarla sorsalar da ne kadar ağır tehditler savururlarsa savursunlar, kimse bu sırrı açığa vurmadı.
Peki, bu antik eserler Nazilerden saklanmak üzere nereye konulmuştu?

Greek antiquities ready to be hidden in the hall of Alexandrian works and Roman Times. Credit: National Archaeological Museum archives
Büyük antik heykeller müze salonlarının altına gömüldü ve savaşın sonuna dek orada kaldılar. Diğer heykeller ile bronz ve kilden yapılmış eserler ise sandıklara yerleştirilerek Atina’daki sığınaklara nakledildi. Altın eserler ise Yunanistan Bankasının bodrum katlarında saklandı.
Yunanistan’ın antik eserlerini Nazilerden saklamak
28 Ekim 1940’ta savaşın başlamasıyla birlikte, Eğitim Bakanlığına bağlı Arkeoloji Müdürlüğü, müzelerin hava saldırısı tehlikelerine karşı korunmasına yönelik genel teknik talimatlar yayımladı. Bunun üzerine, müze eserlerini saklamak ve güvence altına almak amacıyla ülke genelinde çeşitli komiteler tarafından büyük bir çalışma başlatıldı.
Antik Yunan’da çömlekçilik üzerine uzmanlaşmış bir Yunan klasik arkeoloğu olan Semni Karouzou’nun tanıklıkları ve kişisel deneyimleri, Mart 1967’de açıklandı ve 1984 yılında yayımlandı.
Ulusal Arkeoloji Müzesinden bahseden Semni Karouzou şunları söyledi:
“Savaşın uğultusuyla tehdit altına giren antik eserlerimizi koruma altına almamız tam altı ay sürdü. Arkeolojik hazinelerin korunması görevini üstlenenler, sabahın çok erken saatlerinde müzede bir araya geliyorlardı.”
Karouzou sözlerine şöyle devam etti: “Askerlerimiz cephede kıyasıya savaşırken, heykeltıraş Andreas Panagiotakis gerekli talimatları veriyor; zanaatkârlar ise mermer heykelleri zincirler ve halatlarla çekerek müzenin kuzey kanadında açılan büyük çukurlara yerleştiriyorlardı.”

MÖ 460 civarına tarihlenen, Eğriboz (Evia) adasındaki Artemisio açıklarında denizden çıkarılan bronz Poseidon veya Zeus heykeli, gizlenmeden önce katranlı kâğıtla kaplanmıştı. Kaynak: Ulusal Arkeoloji Müzesi arşivleri
Savaşın sona ermesinin ardından
Yunanlıların kurtuluştan sonraki ilk kaygısı, antik eserleri gün yüzüne çıkarmak ve kalın kum tabakasının altında kalan heykellerin ne durumda olduğunu görmekti.
Yunan şair Yorgo Seferis, antik heykellerin ortaya çıkarıldığı anları şöyle betimliyordu:
“Hâlâ toprağa gömülü olan, belden yukarısı çıplak görünen heykeller, rastgele bir biçimde yerleştirilmişti. Bu, bir diriliş dansıydı; bedenlerin ikinci kez gelişiydi ve insana tarif edilemez bir sevinç veriyordu.”
Kaynak: https://greekreporter.com/2026/10/28/greek-antiquities-nazi/




